Skip Navigation Links

OKU!

Geçtiğimiz günlerde aynı hafta içinde İslamiyet’in nuru, büyük insan olan HZ. Muhammed (S.A.V)

seda ağçam

Gazete Köşesi   A+a-

in doğum gününe ithafen bereketinden yararlanılan Mevlid Kandilini ihya ettik. Bir yandan da Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat ettiği günde kendisini andık. Şuraya geleceğim. Farkında mısınız? İki büyük değer bizim en büyük zenginliğimiz iken biz ne yapıyoruz. Kutuplaşmayı tercih ediyoruz. Sanki birini seversek diğerine haksızlık yapacakmışız gibi. Fakat kazın ayağı öyle değil ne yazık ki? İki önemli şahsiyetten çıkaracak çok dersimiz varken her fırsatta birbirimizin boğazına yapışacak aptalca nedenler bulup acımasızca eleştirip ortaçağ karanlığına kendimizi mahkum ediyoruz.
Hz. Muhammed, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği bir duruş sergileyerek kendisinden tebliğ edilmesi istenen İslamiyet’i eksiksiz uygulayarak insanların yaşam tarzlarına yeni bir soluk getirmiş büyük devrimcidir aslında. Devrimcidir diyorum çünkü kendi başına buyruk bir coğrafyayı ehlileştirerek kendinden emin davranmış ve mücadelesinin haklılığına inanarak kimsenin alışık olmadığı yeni bir düzene geçiş yapmıştır. Bu sebeple seveni olduğu gibi düşmanı da çoktu. Fakat kendisini seven sevmeyen herkes onun kişiliğinde sabit tanımlar yapıyordu. Herkesçe Muhammed-ül Emin diye bilinirdi. Öyle ki Önünden geçen Yahudi cenazesi için ayağa kalkmış ve ölen için Allah’tan rahmet dilemiştir. Bir Yahudi için neden böyle yaptığını soranlara ise o da Allah’ın yarattığı bir insandır diyerek aslında büyük Ozanımız Yunus Emre’nin de ifade ettiği gibi yaradılanı sev yaradandan ötürü desturunu asırlar öncesinden uygulamış ve kimseyi kutuplaştırmayarak evrensel insan modelini bizlere miras bırakmıştır. Hatta o kadar merhamet doluydu ki kuşu ölen bir kız çocuğunun evine taziyeye gitmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Emperyalizmin dize getiremediği lider. Zorlukları kendisine basamak yapan, her fırsatta kitap okuyan yüzyılın dâhisi. Hasta kabul edilen Osmanlı Devletini aç kurtlar gibi bölüşmeye hazır emperyalist devletler her konuda hesaplar yaparlarken en önemli faktörü unutmuşlardı. Çelik gibi sinirleri, keskin bir zekâ ve ileri görüşlülüğü sayesinde bir milleti kula kul olmaktan çıkarıp kendi kendisinin efendisi konumuna getirerek kısa zamanda çok işler başarıp bir milletin doğuşunun kitabını yeniden yazdı. Kendisine atılan iftiralar, yapılan yakıştırmalara rağmen asla pes etmemiş kararlılığı sayesinde dostunun olduğu gibi düşmanının da takdirini kazanmıştır. Kemal Atatürk asıl mücadelemiz bundan sonra başlıyor. Bu mücadelede cehaletle mücadeledir diyen Mustafa Kemal Atatürk İzmir’e gelince dinlenmesi için hazırlanan Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü’ne gelir .Köşkün girişine gelince Yunan bayrağının yere serildiğini görür. Bu nedir? Yunan Bayrağı Paşam. Bu eve yerleşen Yunan kralı Konstantin, bu taşlığa serilen Türk bayrağını çiğneyerek geçmişti. O, hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar edemem. Bayrak, bir ulusun onurudur. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez.” Bayrak bir milletin özgürlük alâmetidir. Düşmanın da olsa hürmet lâzımdır. Atatürk, Yunan bayrağını çiğnemeyerek üzerinden geçmeyi reddeder. Bayrağı kaldırtarak saygı gösterir.
Atatürk’ü İslam düşmanı imiş gibi gösteren zihniyetin öncelikle ağzından çıkanı duyması gerekiyor. Atatürk İslamiyetle değil Cehaletle savaştı. Zaten İslamı düzgün idrak eden bir zihin İslamiyet’in ilk emrinin OKU olduğunu düşünerek sadece kuru bir okuma yapmıştır. Fakat anlamanın ön koşulu olan okumayı kastettiğini anlamayarak sadece okumuş ama anlamaktan uzak bir görüntü sergilemiştir.
Günümüz insanının en korkunç hastalığı bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmasıdır. Bundan dolayı değil midir ki her konuda fikir beyan ederken kendimizden geçiyor ve karşımızdaki buna saygı duymayınca iftiraya başvurup kutuplaşma yolunu seçiyoruz. Yıllardır görmezden geliyoruz ama bizim bizden başka kimsemiz yok. Hepimiz aynı geminin yolcularıyız. Batarsak hep birlikte batacağız. Aptalca tahriklere kapılmanın sadece bizim düzenimizi bozmak isteyenleri sevindireceğini unutmayalım. O yüzden bol bol okumalı araştırmalı insan olmanın faziletlerini yerine getirip bu ülkü etrafında toplanmalıyız. İşleyebileceğimiz en büyük günah, birbirimize kayıtsız kalmamızdır. (Alev Alatlı)
Hz. Muhammed kötülüğe, haksızlığa, insanlığa güneş gibi doğarken, M.Kemal Atatürk de gözünü kan bürümüş kendinden başka kimseye yaşama hakkı tanımayan şeytanın yolunu şiar edinmişlerin hayallerini öldürdü. O yüzden sevginin sonsuzluğunda iki büyük şahsiyete de yer verip, nankörlük etmeyelim. Yolumuz sevgiye çıksın. Ne mutlu insanım diyenler çoğalsın hayatınızda. Son sözü Alev Alatlı’ya bırakıyorum. Bakın, ben ve benim gibiler bir vaize İslâm'ı, bir Kemalist'e Atatürk'ü Marksist'e Marks'ı, Liberal'e serbest girişimciliği öğretmek için çok geç kaldığımızı fark edip, paniklediğimiz bir dönemden geliyoruz. Uçurumun sadece dövüşenler arasında değil, beyinlerimizde olduğunu idrak ettiğimiz bir dönemden geliyoruz. Kalın sağlıcakla……
 
 
 
 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
makale kategorileri
MMK Aci Kayip 
 
 
öne çıkanlar