Skip Navigation Links

Beklendi Ama Gelmedi

Hayatımızın her evresinde sosyal bir varlık olmamız sebebiyle beklenti içine girer o beklentinin gerçekleşmesi adına kendimizden ödün verir dururuz.

seda ağçam

Gazete Köşesi   A+a-

Bu durum kendimizi tanımanın ön koşuludur aslında. Ama ne yazık ki mutsuzluğumun sebebi olan beklentilere el sallamak yerine kucak açmayı seçer, kendimizi bile bile karamsarlığın kollarına atarız. Çünkü beklentilerimiz aslında arzuladığımız şeylere dönüşmüştür. Beklenti içindeki insan acı ile evliliğe zorlanmış gibi duygusal travma belirtileri gösterebilir bu yüzden. Ağıt toplumu olduğumuzdan mütevellit acılarımıza sarılmak her daim bizi iyi hissettiriyormuş gibi düşünebiliriz. Çünkü bu şekilde hayattan alacaklıymışız gibi hisse kapılır yaşamdan mutluluğun bize öyle ya da böyle miras kalacağına inandırırız kendimizi. Bu beklenti ile de avuturuz öksüz kalmış hayallerimizi.
 
"Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı, yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?" diyen Necip Fazıl Kısakürek’e kulak verdiğimizde almamız gereken bir ders olduğu hemen göze çarpıyor. İnsanların asla ama asla kendileriyle muhatap olmuyoruz. Dışarıdan birkaç kelime ederek içlerindeki ateşi söndürdüğümüzü sanıp elimizden geleni yaptığımızı sanıyoruz. Yalnızlığa terk ettiğimiz insanların yalnızlığını değil de yanlışını görmeye daha çok meyilliyiz gibi geliyor bana. Kapitalist dünyanın buyurduğu gibi metalaştırılan insan maddiyatla kendini ispata çalışıyor. Fakat sıra gönlünden geleni yapmaya geldiğinde sistemi hata veriyor. Çünkü maalesef kendinden bile aciz bir varlık olduğuna inandırılan insan kendine bile yetemezken başkasının eksikliklerini nasıl tamamlayacaktı.
 
Farkında mısınız? Hepimiz aynıyız. Israrla inat ediyoruz. Israrla çabasız, ısrarla insan değiliz henüz. İnsan olmak bir fiil değil varılması gereken bir hedeftir. Otobüs bekler gibi bekledik içimizdeki yarayı saracak kişiyi. Otobüsler geldi hep ama aranan kişi hiç yetişemedi derdimize. Kendimiz tek başımıza saramaz mıydık elbette sarardık. Lakin acımız yaradan değil yalnızlıktan. Kimisi de zorla teslim olmak zorunda bırakıldığı hayatın duvarlarına karşı mücadele etmekte. Bu da yetmezmiş gibi dışarıdan bakıldığında sert, haşin ve gaddar olarak görülmekte fakat içindeki enkazın altındaki umudunu canlı tutmak için insanüstü bir mücadele vermesi gerektiğinin kimse farkında değildi. Çağımızın vebasını bir kelime ile anlat deseler DEĞİLİZ derdim. Hiçbir şey değiliz bu kalabalık, bu keşmekeş içinde bir hiç bile değiliz. Tesadüfen dünyaya gelip mecburen yaşamak zorunda bırakılmış psikolojisi bozuk dışı janti içi parçalı bulutlu melankolik yaratıklardık. Renkli ışıklar altında parıldayan maskelerimizle kendimiz bile değiliz. Herkes bu kadar aynı iken vicdanlar tatile çıkmışken, umursamazlık hayat felsefemiz olmuşken kimden ne için ve neyi istiyoruz.
 
Hangi akla hizmet beklenti içine giriyoruz ki. En iyisi mi beklentinin dışına çıkıp kendimizi keşfedelim. Her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. Öyleyse yaşamımızı neden yalnız yabancılar arasında geçirmiyoruz. Hiçbir beklenti olmadan. (Tezer Özlü) belki de ilacımız hastalığımızın farkına varmaktı. Beklentiler daima yaralar peki beklenti içine girmeden nasıl yaşanırdı. Su gibi. Suyun kaldırma kuvvetini fiziki bir terim olarak düşünmekten öte bir de şöyle düşünün. Herkesi kaldırabilen herkesi el üstünde tutan su gibi anlayışlı olabilir miydi insan? Su gibi olursanız herkesi kaldırabilirsiniz fakat gün gelir derinliklere yol almak isteyenler sizi iyi tanımazsa helak olma tehlikesini de göze alacaklar demektir.
 
O zaman ne yapacağız. Beklentilere el sallayıp kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz. İnsanlardan umut kesin demiyorum. Onlardan hiçbir şey beklemeyin diyorum. Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum. (Jose Mauro de Vasconcelos) Kalın sağlıcakla…………
 
 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
makale kategorileri
Gozde Bolat -Diyetisyen 
öne çıkanlar