Skip Navigation Links

Aritmetik

Biz dünyalıların en çok sevdiği şeydir yaşamak. Peki, nasıl yaşamak?

seda ağçam

Gazete Köşesi   A+a-

Alabildiğine mutlu yaşamak mı çalabildiğine zaman kaybı mı? Geldiysen dünyaya yaşa gitsin be kardeşim diye düşünüp kendini avutabilirsin ama kazın ayağı öyle değil. Neden mi? Çünkü sen dünyanın üzerinde değil dünya senin omuzlarında yaşıyor.
 
Düşünsene! Her zaman seni sen yapan değerleri, seni senden alan çirkefliklere yem ettin. Sandın ki taviz verince karşındaki seni daha çok sevecek seni anıtlaştırıp hayallerinin süsü yapacak değil mi? İşte orada hayatının hatasını yaptın. Ne zaman ki taviz vermeye başladın istekler bitmedi değil mi? Habire har vurup harman savurdun. Ama bilmiyordun ki harcadığın şey ilerideki mutluluğunun kredisiydi. Bozukluklar çorap söküğü gibi geldi ardı ardına. Sen içinden ne kadar da sorun varmış diye geçirirken, gözlerini gerçeğe açtığının yeni yeni farkına varıyordun. İçine girdiğin bataklığın manzarası ne kadar göz alıcı ise hayallerinin kalp ağrısı o denli can acıtıcı idi.
 
Sevmek! Ah ne güzel bir kelime. Bize sevdanın adı acının tadı kaldı. Yorgun düşlerimizi süsleyen telli duvaklı umutlarımız sevmenin yanlış adresinde telef oldu. Felekten bir gecenin kahramanı olacakken mutluluğun mağduru olduk. Sevmek mi demiştik. Bırakın Allah aşkına. Sevmek de Akbil gibi oldu artık. Gideceğiniz yere kadar limitiniz var. İnsanların sizinle sadece gideceği yere kadar size eşlik ettiğini gördüğünüzde sevdanın değil menfaatlerin ön planda olduğunu göreceksiniz. Seviyorum diyenlerin hedefindeki kişinin siz değil sizin ona hissettirdikleriniz olduğunu öğrendiğinizde kısa süreli şok geçirseniz de ona hissettirdiklerinize karşı bir kırıntı huzuru istediğinizde sanki ondan Mars’a çıkmasını istediğiniz gibi bir tepkiyle karşılaşırsınız. Yok kardeşim eski de eskide kaldı. Eskiye dair her şeyde. Sevgi yok muydu? Yoksa sevgi diye adlandırdığımız duyguya yanlış bir isim mi vermiştik.
 
Sizinle çok sevdiğim bir cümleyi paylaşmak istiyorum. Hayatıma ışık tuttu diyebilirim. ‘Acı çekmesini bilmiyorsun, hâlbuki başkalarını yargılayabilmek için yargıçlık hakkını acı çekerek kazanmak gerek.’ Dostoyevski’nin Delikanlı kitabından. Yani derinliğini bilmediğin sularda yüzmeyecek, suyun derinliği hakkında da yorum yapmayacaksın. Ama üstümüze iyilik sağlık en iyi yaptığımız şey boşboğazlık yapmak. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak konusunda dünyaya önderlik edeceğimiz bu konularda iş gerçekten insan olmanın hakkını vermeye gerekince maalesef insanlığın Afrika’sını naklen izleme şansına sahip oluyorsunuz. Sonra da aman efendim neden bu kadar olumsuz bakıyorsun diye soranlara ben en azından bakacak bir şey buluyorum siz lütfen kendinize bakıp büyülenmeye devam edin diyesim var.
 
Artık sofradaki kırıntılarla doymak değil, gerçek bir ziyafetin davetlisi olmak istiyorum. Sahte maskeler altındaki gerçek yüzlerin akan makyajlarına tanık olmak istiyorum. Karanlık bir gerçeğin aydınlık bir yalana üstün geleceği günleri iple çekiyorum. O yüzden de çok sevdiğim bir şarkının nakaratını bağıra bağıra söylüyorum. CÜCELER YAPTIRDIM İÇİME GÖRMEK İSTEYEN VARSA EĞİLSİN, KALBİMİ ÇARPANLARINA AYIRABİLEN VARSA GELSİN. Sonunda da müthiş bir cümle daha var VE ŞİMDİ HAYAT CEVABINI BİLDİĞİN EN ZOR SORUDUR. Kalın sağlıcakla…
 
 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
makale kategorileri
öne çıkanlar