Skip Navigation Links

Bir Milli Mücadele kahramanı Topal Osman.

Milli mücadele yolunda servetini döken, bununla yetinmeyip Ülkesi için Cephe cephe savaşan, ayaklanmaları bastıran,

İbrahim Yavuz

Gazete Köşesi   A+a-

Atatürk'e muhafızlık etmiş, Kahramanlığı ve cesaretiyle nam salmış Topal Osman Ağa'nın iadei itibarı hak, bu uğurda atılan adımın Partimize nasip olması Onurdur.
 
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ , değerli Milletvekillerimiz Sayın Yücel BULUT ve Sayın Lütfi KAŞIKÇI imzalarını taşıyan, Giresunlu Topal Osman Ağa nın itibarının hukuken iadesi talepli kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulması neticesi ismi yeniden gündeme gelen Milli Mücadelenin en tartışmalı ismi.
 
Giresun 1883 doğumlu. Babası tüccar Feridûnzâde Hacı Mehmet Efendi'dir. Zengin bir ailenin çocuğu. Genç yaşta kayıkçılık, kerestecilik gibi işlere girişti. Evlendi, iki çocuğu oldu. Babasının askerlikten muaf tutulması için iki kere ödediği bedel-i askeriye'ye rağmen, silahlarını kendi cebinden karşıladığı arkadaşlarıyla beraber Balkan Savaşına gönüllü katılmıştır. Bu savaş sırasında bir Bulgar topunun hemen yanına düşen mühimmatı sebebiyle Kumburgaz, Üçkuyular mevkiinde bacağından yaralandı. Lakabını bu olaydan alır. Yürüyemez hale gelen Osman Ağa tedavisi için memleketi Giresun'a döndü. Henüz iyileşmeyen Birinci Dünya savaşına katılmak istediğinde babasının "bu ayakla bir yere gidilmez" sözlerine aldırmadan savaşa katıldı. Savaş sonrası döndüğü memleketi Giresun'da Pontusçu Rumların mezalimi karşısında tepkisiz kalamaz ve arkadaşlarıyla birlik olup mücadeleye girişir, milli mücadeleye zararlı bu gruba ağır kayıplar verdirir.8 Mayıs 1919'da, içinde Yunan Kızılhaç Heyeti'nin bulunduğu bir geminin limana gelmesinden cesaret alan Rumlar'ın 11 Mayıs'ta Taşkışla denilen Rum okuluna beyaz renkli Yunan Kızılhaç bayrağı çekmeleri ve taşkınlığa başlamaları, 5 Haziran'da mavi-beyaz renkte 20 m. uzunluğunda bir Pontus bayrağı asmaları üzerine Topal Osman, hakkında çıkan idam kararı dolayısıyla çekildiği Karahisardan Giresun'a geldi ve bayrağı indirip fâilleri cezalandırdı. Rumlar aldığı ağır kayıplar karşısında Topal Osman Ağa ve arkadaşlarını "işgal güçleri yüksek komiserliği" ne şikayet etmiş, bu şikayet karşısında emellerinin sekteye uğrayacağını düşünen İngilizler, Mondros ateşkes anlaşmasından aldığı güçle İstanbul'u sert bir dille uyardı, silahlanan Türklere engel olunmadığı takdirde bölgeyi işgal etmekle tehdit etti. Rum ve Türk halkı arasında meydana gelen çatışmaların sonlandırılması için Osmanlı Hükûmeti tarafından 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendiren Mustafa Kemal'e tevdi edilen görevlerden biri de bu silahlı gruplar içerisinde en önemlisi olan Topal Osman ve grubunu dağıtmaktı. Mustafa Kemal, Samsun'a geldikten sonra Topal Osman Ağa ile Havza ilçesinde görüştü. Milli Mücadele fikirlerini anlattığı Topal Osman Ağa' ya faaliyetlerine devam etmesi talimatı verdi. Topal Osman Ağa bu görüşme sonrasında Mustafa Kemal'in emrine girmiş ve ölünceye kadar onu koruma görevini üstlenmiştir. Milli Mücadeleye destek verilmemesini telkin eden Dürizade Abdullah fetvasının etkili olmaması amacıyla kurulan Heyeti Nasiha'yı tertip etmiş, bu heyet bugün hala milli mücadeleye düşman isimlerin ağzına sakız ettiği "fetvanın düşman baskısıyla yayınlandığı, Padişah Vahdettin'in sarayda düşman toplarının esaretinde olduğu" yalanıyla fetvanın etkili olmasına engel olmuştur. Heyeti Nasiha fetvayı etkisizleştirmenin yanı sıra halka ve askere milli mücadeleye hazır olunması, düşmanın mutlak mağlup edileceği mesajını iletmiş, halkın bu yöndeki inanç ve kararlılığını arttırmış, firarilerin birliklerine dönmesini sağlamışlardır. Bursa vilayetinin Yunanlılarca işgal edilmesini protesto maksadıyla 16 Temmuz Cuma günü yapılan miting Topal Osman Ağa tarafından tertip edilmiş, bu mitingde toplanan 300 kişilik Giresun gönüllü birliği Ermeni zulmüne karşı koymak için Doğu vilayetlerine gönderildi. Ağustos 1920 de başlayan Düzce isyanının bastırılması üzere Mustafa Kemal'in Topal Osman Ağa'ya gönderdiği telgraf :
Ankara/9.8.1920
Giresun’da Müdafaa-i Hukuk Reisi Osman Ağa’ya:
Vatanseverliğinize teşekkür ederim. Teşkil ettiğiniz kuvvetle birlikte derhal deniz yoluyla Amasra’ya hareket ediniz. Oraya vardığınızda daha ayrıntılı bilgi ve talimat verilecektir. Henüz silahları olmayan kısmı Giresun’da bırakınız. Geri kalanları da daha sonra silah verdirtip arkanızdan göndereceğim."
Milli mücadele başlamış, Büyük Millet Meclisi kurulmuş, memleketin içinde bulunduğu şartlar da göz önüne alındığında Mustafa Kemal'i ve Meclisi koruyacak bir muhafız alayının kurulmasının zarureti gecikmektedir. Mustafa Kemal her ne kadar bu görevi Topal Osman Ağa'nın üstlenmesini arzu etse de, Kâzım Karabekir Paşa Giresun ve yöresindeki Rum tehlikesinden dolayı Topal Osman'ın Giresun'dan ayrılmasını uygun görmüyordu. Onun bu isteği Erkân-ı Harbiyye-i Umumiyye Reisi İsmet Bey tarafından da uygun karşılandı.
Topal Osman Ağa'nın yerine İsmail Hakkı Bey Mustafa Kemal'in refakat subaylığı görevine getirildi. İlerleyen süreçte gelişen isyanlar ve artan tehlike ile beraber Mustafa Kemal Topal Osman Ağa'nın bu göreve getirilmesi husunda ısrarcı tutumu sonuç vermiş ve Osman Ağa en güvendiği adamlarıyla beraber Ankara'ya geçerek bu görevi üstlenmiştir.
Koçgiri isyanı karşısında Mustafa Kemal'in (bir yanlışı düzeltmek ye fayda var, Atatürk'ün kayıtlara geçmiş böyle bir söz yada yazısı yoktur) isyancılara "Topal Osman'ı gönderiyorum, sizi tanımaya geliyor" efsanesine konu olan Topal Osman işte size biyografisini sunduğumuz Topal Osman Ağa'dır. Her ne kadar bu söz gerçek olmasa da, Topal Osman Ağa'nın Koçgiri isyanının bastırılmasındaki faydası önemlidir. Topal Osman Ağa'nın Koçgiri isyanını bastırırken sivil halkı katlettiği yalanı günümüz milli mücadele düşmanları tarafından ağızlara sakız edilsede, iddialarına dayanak olarak sundukları Nuri Dersimi, namı diğer Baytar Nuri anlatıları olması ayıbı onlara yeter de artar. Konuyu dağıtmadan Nuri Dersimi'nin doğudaki bir çok ayaklanmaya parmağı olduğu, hatta Dersim isyanında İngilizlerle yapılan yazışmaların kalemşörü olduğunu belirtmekte fayda var.
Topal Osman Ağa, milli mücadeleye canıyla malıyla hizmet etmiş bir yiğit. Cephedeki Osman Ağa, Giresun'a gönderdiği, mallarının satılıp ordunun ihtiyacı için kullanılmasını istediği telgraf sonrası, Giresun vilayeti önde gelenleri, Topal Osman Ağa’nın milli mücadele için yeterince hizmet ettiğini ve elinde kalan mallarının satılmasını istemeyerek, Giresun gönüllü alayı olan 2 alayın tüm ihtiyaçlarını karşılayarak Sakarya Savaşına göndermişlerdir.
Büyük Millet Meclisi kürsüsünden Ali Şükrü bey tarafından okunan şu metin Topal Osman'ın Sakarya Savaşına giderken söylediği sözlerdir:
 
“Benim bir bacağım evvelki muharebelerde sakat oldu. Bugün her iki bacağımı kaybetsem bile, mahvetsem bile yine sedye üstünde alçak düşmanı denize dökünceye kadar uğraşacağıma alayımla birlikte yemin ediyorum."
Sakarya Savaşı gazisi Şerif Çavuş Topal Osman Ağa'yı şu sözlerle anlatıyor:
“Ordunun alamadığı bir tepeyi almamız için Osman Ağa’ya emir gelmişti. Sabaha karşı Osman Ağa abdest almamızı emretti. Hepimiz abdest aldık. Osman Ağa bize ‘Korkan varsa bu hücuma gelmesin, geri dönsün.’ dedi. "Geri döneni kendisi öldürecekti. Korkak asker istemezdi. Sabah namazı vaktinde ‘Allah Allah’ sesleri ile hücum ettik. Atlarımız, katırlarımız da bizim hücum ettiğimizi anlamış gibi bağırıyor, tuhaf sesler çıkartıyorlardı"
Topal Osman Ağa'nın kahramanlıkları, hakkında söylenen övgü dolu sözler bir köşe yazısına yada makaleye sığacak gibi değil.
Gel gelelim bunca kahramanlığa, fedakarlığa rağmen Topal Osman'ı ölüme götüren, bugün ise iadeyi itibar talep edilmesine konu olan, milli mücadele hatta Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının binbir yalan ekleyip, kaynak olarak ta yine kendileri gibi düşmanlık besleyen geçmiş versiyonlarını göstererek ağızlarına sakız ettikleri o hadiseye.
Lozan görüşmeleri başlamış, İsmet Paşa ülkemizi temsilen Lozan'a hareket etmiş, Meclis'te muhalif ikinci grubun ateşli isimlerinden Ali Şükrü Bey, Hükümeti Lozan konusunu ve İsmet Paşa'nın görevlendirilmesini eleştirmektedir. Lozan görüşmelerinin kesintiye uğramasıyla birlikte heyetimiz Ankara’ya dönmüş, Lozan konusu Büyük Millet Meclisinde gizli celselerde görüşülmeye başlamıştır. Görüşmeler epey hararetli geçmekte, muhalif grup eleştirinin dozunu arttırdıkça gerilim yükselmektedir. Bu eleştiriler üzerine Mustafa Kemal Paşa, kürsüye kendisi çıkmış ve sorulara cevap vermiş ancak bu konuşmada Meclis’in havasını yumuşatmaya yetmemiştir. 6 Mart 1923 günü Mecliste, Mustafa Kemal ile Ali Şükrü Bey arasında hararetli bir tartışma yaşanmıştır. Öyle ki oturuma başkanlık eden Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal ve Ali Şükre Bey arasındaki tartışma şiddetlenince riyaset çanını yere atarak, oluşan şaşkınlıktan istifade oturumu tatil etmiştir. Bu şiddetli tartışmanın sonrasında 27 Mart 1923 günü çıktığı evine bir daha dönmeyen Ali Şükrü Bey’in kayboluşu kardeşi Bahriye Reisi Yarbay Şevket Bey’i endişelendirmeye başlar. Bütün aramalarına rağmen Ali Şükrü Bey’e ulaşamayan Şevket Bey, ağabeyinin kayıp olduğunu en son Karaoğlan Çarşısı’nda Kuyulu Kahvede otururken yanına Osman Ağa’nın adamı Mustafa Kaptan’ın geldiğini ve kahveden beraber kalktıklarını öğrenebildiğini Başvekil Rauf Bey’e bildirir. Yapılan aramalar neticesi Ali Şükrü Bey'in cesedi Çankaya yakınlarındaki Mihye köyünün doğusunda Dikmen Deresi'nin başladığı yerde gömülü vaziyette bulunur. Ceset üzerinde yapılan incelemelerde avucu açıldığında hasır parçaları görülür. Bu hasır parçaları heyet için önemli bir ipucu teşkil eder. Palto ve ceketinde kahve lekeleri görülür. Cesedin bulunmasının ertesi günü tarihli İstikbal gazetesinin haberine göre Ali Şükrü Bey Mustafa Kaptan’la Karaoğlan Çarşısı istikametinden Osman Ağa’nın evine gitmişlerdir. Osman Ağa, Ali Şükrü Bey’e kahve ikram etmiştir. Habere göre Ali Şükrü Bey kahvesini içerken üzerine kement atılır, elindeki fincan fırlar, elbiselerine ve yerdeki mindere kahve saçılır. Ali Şükrü Bey, kendisine kement atanlarla yaklaşık yarım saat mücadele etse de neticede dayanamayarak son nefesini verir. Şu haberdeki detaylara bakıldığında bile, bu kadar teferruatın bilinmesinin imkansız olduğu, bu haberin bir tertibin parçası olduğu aşikardır. Kaldı ki Ali Şükrü Bey'in cesedini çıkaran askerler kazma kürek bile kullanmamışlar, gömülme tabiri de doğru değil, cesedin üzerine biraz toprak atılmış o kadar. Cesedi de tutanaklara göre, mevsimi olmamasına rağmen, bir noktadan kalktığı görülen sinek üzerine bulunduğu söyleminden sonra ise kendi gömdüklerini bulmuşlar demekten insan kendini alamıyor. Ali Şükrü Bey’in avucunda Osman Ağa’nın evindeki bir sandalyeye ait hasır parçaları olduğunun tesbiti ayrı bir vahamiyet. Planlayarak bir mebus öldüreceksin. Bu mebusu herkesin gözü önünde en güvenilir ve tanınan adamınla evine davet edeceksin. Evine senin adamınla geldiği herkesçe görülecek. Üstüne de cesedin elinde sana ait hasır parçası olacak. Cesedi de başka yer bulamayıp Çankaya yakınlarına üzerine birkaç kürek toprak atıp yarım yamalak gömeceksin. Ne kadar kötü bir tertip olduğu ortada. Bütün bu tertip neticesi Osman ağa İsmail Hakkı (TEKÇE) Bey’e bağlı birliklerle girdiği çatışma sonucunda öldürülmüştür. Bu tertibin aynısı olaydan iki sene önce yine düzenlenmiş, Osman Ağa, Yahya Kâhya cinayeti ile de suçlanmış, aynı şekilde cinayeti kendisinin işlemediğini ifade etmiş, Yıllar sonra İsmail Hakkı Tekçe bu cinayeti kendisinin işlediğini itiraf ederek Osman Ağa'nın haklılığı kanıtlanmıştır. Cinayeti Topal Osman'ın üzerine yıkanlar, Ali Şükrü beyle olan derin muhabbetlerini de gözardı etmişlerdi. Ali Şükrü Bey Meclis Kürsüsünde, defalarca Topal Osman Ağa'dan övgüyle söz etmiş, dostluklarını da herkes bilmektedir. Aslında tertibin tek hedefi Topal Osman Ağa değildi. Günler öncesinde ağır tartışma yaşadığı Mustafa Kemal di baş hedef. Bu tartışmayı husumet olarak gösterip, Ali Şükrü Bey' i Mustafa Kemal'in muhafızınca öldürüldüğü yalanıyla başka amaçları vardı. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, Meclis’te yaptığı konuşmada “Ali Şükrü’ye kıyan bilekleri keseceğiz. O bilekler isterse sırmalı paşa bilekleri olsun.” diyerek üstü kapalı şekilde Mustafa Kemal Paşa’yı işaret etmiş asıl hedefi de belirtmiştir. Cinayetin senaryo yazarı İstikbal gazetesi de “Topal Osman her ne kadar Meclis Muhafız Bölüğü Komutanlığına getirilmiş bulunsa da nihayetinde bir uşaktır ve onda daima bir uşak ruhu yaşamıştır. İş bu hâlde iken bunun efendisi kimdir?” diyerek cinayetin arkasında Mustafa Kemal'in olduğunu ima etmiştir. Ali Şükrü Bey ve Mustafa Kemal arasında geçmişte de çok şiddetli tartışmalar geçmiş, iki tarafta bunun husumet doğurmayacağını, yegane kaygılarının vatan olduğunu defa kez dile getirmişlerdir. Meclis Başkatibi Recep Bey de Ali Şükrü Bey’i çok temiz ve vatanperver bulduğunu ancak bir coştu mu kabına sığmadığını söyler ve onun dürüstlüğünün Mustafa Kemal Paşa’nın da hoşuna gittiğini şu sözlerle anlatır: “Tuhaf değil mi, Paşa da bu hâlini beğeniyor, içinden geleni pervasızca söyleyişi, samimiyeti… Kaç defa ağzından işittim: “Herkes Şükrü Bey gibi düşüncelerini, fikirlerini pervasızca söylese, kimseden şüphe edilemezdi dediğini…”
Topal Osman Ağa'nın öldürüldüğü çatışmadan Çankaya köşkünü basıp Mustafa Kemal'i öldürmeye giderken girdiği çatışmada öldürüldüğü, Topal Osman'ın Çankaya köşkünü bastığı ve burada öldürüldüğü hatta Mustafa Kemal'in baskından kurtulmak için çarşaf giyip köşkü terkettiği şeklinde bahsedenler bile var. Bu yalanlara kanıtlarıyla tek tek cevap vermekten konuyu dağıtmamak için imtina ediyorum, ancak bu Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı, kaynakları kendilerinden melun, uydur uydur anlat tarihçilerinden uzak durmanızı telkin etmeden geçemiyorum. Dönemin muhafız alayı görevlileri olaydan yıllar sonra yaptıkları açıklamada bu olayı kesin bir dille reddetmiş, Topal Osman'ın, Mustafa Kemal'i öldürecekler duyumu üzerine onu korumak üzere köşke harekete geçtiği, yolda çıkan Topal Osman'ın öldüğü çatışmada ise tarafların ikisininde Mustafa Kemal'i koruma amacı güttüğünü daha sonra farkettiklerini anlatmışlardır.
Sizlere bir milli mücadele neferinin bir kitaba sığmayacak kadar uzun, satırlara sığdırmaya, özetlemeye zorlandığımız kahramanlığını ve bugün bir kanun teklifiyle iadeyi itibara konu hikayesini anlatmaya çalıştım. Topal Osman Ağa'nın canına ve itibarına kastedilmesine yol açan onun Cumhuriyete, milli mücadeleye ve Atatürk'e olan bağlılığıydı.
Topal Osman'ın ölümüne yol açan tertibin zihniyetinin güncel versiyonları bilsinler ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve onu ayakta tutan değerlerin muhafazasında Topal Osman Ağa'nın torunları olmaktan ancak gurur duyar, bu değerleri muhafazada Topal Osman Ağa'nın uğradığı akibetten çekinmeyiz.
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
yazar'ın diğer yazıları
makale kategorileri
öne çıkanlar