Skip Navigation Links

“BEŞER” OLMAKTAN, “İNSAN” OLMAYA

Bazı acıları ölüm bile unutturmuyor, bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor…

Asena Kurt

Gazete Köşesi   A+a-

“Savaş” algısının sıradanlaştığı, “Ölüm” temasının artık normal bir şey gibi göründüğü bir dönemdeyiz bir süredir. Sözde “insan” olanların “insan”lara karşı, insanlıktan çıktıkları sahneler ekranlarda sürekli. Peki bu duruma seyirci kalanlar bu bahsettiğim” “insan “kavramı içine ne kadar dahil?
Kudüs, Filistin, Gazze, Doğu Türkistan ve daha nicesi.. Bana göre buralardaki şehit olan mazlumların çığlıkları kulaklara, acıları yüreklere yer etmedikten sonra “insan” kavramının da bir önemi kalmaz. İşte o zaman “Etten kemikten yapılmış olanlar” anlamına gelen “beşer” kavramına dahil edilirler. Beşer de tabi ki kalıcı değildir, elbet şaşar, çürür, gider. İnsan; vicdanı , merhameti olduğu sürece kuru bir beşer olmaktan çıkıp özünde insan olur..
Biraz duygu yüklü olan bu yazımdan da anladığınız üzere, kelimeler bu çağın merhametsizlerine kifayetsiz kalıyor. Sanki ne yazsam anlatamayacakmışım, ne desem ifade edemeyecekmişim gibi…
“Dünyada bize el uzatacak kimse yok mu?” dercesine göğe bakan(Filistin), öldüğünde cesedi bulunsun diye kameralara konuşan(Filistin), “Sizi Allah’ a şikayet edeceğim” diyerek son nefesini veren(Suriye), Kendi dillerini konuşmaları yasaklanan, türlü işkencelere ve iğrençliklere maruz kalan(Doğu Türkistan) ve daha nice masum can, yaşayamadıkları bu hayatın hesabını elbet bunu yapanlardan soracaktır.
Bizler evlerimizde bir türlü memnun kalamadığımız hayatlarımızdan şikayet ederken, bu işkencelere maruz kalanlar, özgürlükleri kısıtlananlar için bizlerin hayatları, onların hayallerini süsleyen birer tiyatro sahnesi olmaktan ileri gidemiyor.
Sözün özüne gelecek olursak; Bir zulmü engelleyemezsek bile onu duyurmamız gerektiği birçok yerde karşımıza çıkmıştır. Her şeyleri pahasına canlarından olan kardeşlerimiz için din, dil, ırk ayrımı yapmadan “insanlık” adına elimizden en çok gelen dualarımızı esirgemememiz ve gören görmezlerden olmamamız temennilerimle..
Onlar artık puslu yaz günlerine değil, yeşile, maviye, pembeye uyanmalılar… Yeryüzüyle gökyüzünün, yaşamanın farkına varmalılar… Yani olması gerekene… Nazım Hikmet’in dediği gibi: YAŞAMAK: BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE.
Bir kusurum olduysa affola…
 
Asena Kurt
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Toplam (1) adet yorum var.
Ata ali UZUNOĞLU 2 ay 6 gün önce
Çok güzel yorumlamışsınız.Tebrikler
makale kategorileri
öne çıkanlar