Skip Navigation Links

Kadınlar Uygulansın Dedi,Çekilme Kararı Alındı!

Ülkemizde her geçen gün kadına, çocuğa, kısacası zayıfa yönelik şiddet artmaktadır.

Gamze Gökpınar

Gazete Köşesi   A+a-

 Özellikle son yıllarda artan şiddet olayları neticesinde sayısız kadın hayatını kaybetmiş, birçok çocuk da istismara uğramıştır. Kadına yönelik şiddet olaylarının bu denli hat safhaya ulaşması ile birlikte İstanbul Sözleşmesi gündeme gelmiştir. Kadınlar aylardır, taraf olduğumuz, zayıfa yönelik şiddeti önlemeye ve mağduru korumaya ilişkin ciddi ve uygulandığında kesin sonuç alınabilecek hükümler içeren bu sözleşmenin uygulanması istemektedir. Ancak 20 Mart 2021’in gecesinde Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş bulunmaktayız.
Bu karar üzerine, karara ilişkin birbirinden farklı tepkiler ortaya çıkmıştır. Kimisi sözleşmenin içeriğinden bir haber kararı doğru bulmuş, kimisi karara isyan etmiş, kimi hukukçular ise söz konusu işlemin hukuka ve özellikle usule uygunluğunu tartışmıştır. Bu yazımda sizlerle, önce İstanbul Sözleşmesinin neyi içerdiğini ve sözleşmeden çekilmemizin mevcut uygulamayı etkileyeceği kanısını taşıyan tepkilere eleştirilerimi paylaşacağım.
Genel Hatları İle İstanbul Sözleşmesi Nedir?
İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddette, bugün gelinen son noktayı temsil etmekte ve önleme, koruma, destekleme ve kovuşturmayla ilgili yapılacakları ayrıntılı bir şekilde içermektedir. Bu içerik hem kadın-erkek eşitliği hem de kadına yönelik şiddet noktasında vücut bulmuş olan en geniş kapsamlı sözleşmedir. Temelinde kullandığı ev-içi şiddet ifadesi de bu geniş kapsamı tasvir eder niteliktedir. Sözleşme, kendisine taraf olan devletlere yükümlülük yüklemektedir. Bu yükümlülüklerin başında; şiddetin önlenmesi noktasında gereken özeni göstermek, farkındalığı arttırmak, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin eğitimler vermek, önleyici müdahale ve tedavi programları düzenlemek, uzman destek hizmetleri vermek, sığınma evlerinin niteliğini ve sayısını arttırmak, cinsel şiddet mağdurları için tecavüz kriz merkezleri ve travma destek ve danışmanlık merkezleri kurmak, hukuksal olarak gerekli düzenlemeleri yapmak, tazminat olanakları sağlamak, şiddet mağduruna güvenli bir yaşam kurması için gerekli destekleri vermek, mağdurlara cinsiyete dayalı sığınma hakkının tanınmasını güvence altına almak vs. gelmektedir. Mevcut hükümet bu denli geniş kapsamlı İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını sağlamak yerine 20 Mart 2021 tarihinde gece yarısı yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile söz konusu sözleşmeden çekilmeyi tercih etmiştir.
İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmemiz Mevcut Uygulamayı Etkileyecek Mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ile birlikte, özellikle mağdura ilişkin koruyucu hükümler içeren 6284 Sayılı Yasa’nın uygulamasında hiçbir değişiklik olmayacaktır. Buna rağmen; 20 Mart 2021 tarihinden bu yana geçen kısacık sürede durum, potansiyel şiddet yanlıları tarafından çok yanlış anlaşılmış ve yorumlanmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemiz ile birlikte özellikle ve ciddi anlamda; şiddet uygulayan kişi aleyhine, koruyucu önlem kararı verilemeyeceğine ilişkin bir kanı oluşmuşsa da, söz konusu kanı doğru değildir. Hali hazırda 6284 Sayılı Yasa yürürlüktedir. Bu sebeple hükümleri de uygulanmaya devam etmektedir. Bu kapsamda hakim tarafından halen verilebilecek koruyucu önlemler şöyledir;
a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.
ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.
d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.
e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.
g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.
ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.
h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.
ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.
Unutulmamalıdır ki; İstanbul Sözleşmesi yalnızca kadını değil, zayıf olan her bireyi; cinsel yönelim, millet, ırk, mezhep, yaş ayırmadan ve her türlü şiddetten (fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik) korumayı gaye edinen uluslararası ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir sözleşmedir. Mevcut yönetim, söz konusu sözleşmeyi uygulamaya uyarlamanın yollarını bulmak ve bu minvalde çalışmalar yapmak yerine, sözleşmeden çekilmeyi tercih etmiştir. Bu tercih, ülkemizde zayıfa, özellikle de kadına, yönelik şiddete açıkça gözdağı vermektedir. Bu tutumun bedelini ne yazık ki yine kadınlar ödeyecektir.
 
Gamze GÖKPINAR
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
makale kategorileri
Lumier
öne çıkanlar