Skip Navigation Links

Doğa ve Covid-19 İnsanlığa Ne Demiyor ki

Korona bize Dünyanın bir vatan ve bizlerin de bu Dünyanın (vatanın) vatandaşı olduğumuzu öğrenmemizle başladı her şey

Recep EKİNCİ

Gazete Köşesi   A+a-

 Görünmeyecek kadar küçük bir canlı (Covid-19) görülmemiş hızda Dünyaya yayıldı.
 
COVİD-19 VİRÜSÜ BİZ İNSANLARA NE MESAJI VERİYOR
 
DOĞA: İnsanlara ben sizden de güçlüyüm, sorumsuzca ve şuursuzca benden uzun yıllar da aldıklarınızı, ben sizden çok kısa zamanda alabileceğimi görmüyor musunuz ders alın diyor.
 
TEMİZLİK: Yeterince (göstermelik) temiz olduğumuzu sanıyorduk. Temizliğin önemini daha iyi kavradık. Temiz olun ve (bedensel – ruhsal) temizliğe önem verin. Aksi taktirde sürünürsünüz veya ölürsünüz diyor.
 
ÖZGÜRCE DOLAŞMAK: Özgürce dolaşmayı, bir araya gelip muhabbet etmenin değerini bilemedik.
Sokakları hoyratça kirlettik. Dostlarımızı küçük şeylerden dolayı kırdık küstürdük. Sokakları kirletmeyin, dostlarınızı kaybetmemek için olağanüstü çaba harcayın diyor.
 
HUZUR – MUTLULUK: Huzur ve mutluluğu kendi içimizde, kendi aile bireylerin de bulmak varken, huzur ve mutluluğu hep dışarı da ötelerde aradık. Üstelikte daha fazla zaman ve daha fazla maliyetle, üstelikte dışarı da ne huzur, ne de mutluluğu bulamadık.
Herkes kendi evine, kendi köyüne ve kendi ülkesine dönsün ve kolay huzuru, maliyeti düşük mutluluğu orada bulsun diyor.
 
PARA, MAL, MÜLK: Gelecek kaygısı başkalarının yaşantısına imrenme, daha gösterişli bir hayat yaşamayı ilke edinip onun uğurun da; en yakın dostlara çeşitli hileler, ahlaklı olmak yerine kurnazlığı tercih etmeler. Sevgi yerine, nefret küfür ettiğimizi; kısacası hayatı bir yarış atı gibi algılayıp, en yakın dostumuzu, kardeşimizi geçilmesi gereken bir yarış atı gibi görüp, dost yerine, herkesi rakip olarak gördük. Dostlarınla menfaate dayalı değil, sevgiye dayalı yakınlık kur diyor.
 
EĞLENCE: Her hafta sonu bir eğlence mekanına gitmezsen, bir, iki duble içmezsen biriyle cinsellik tatmazsan o hafta sonunu yaşamamış (eğlenceyi, yaşam tarzı) sayıyordunuz.
Eğlenceyi bu kadar abartma, evine git çocuklarınla eğlen, eşinin yaptığı yemekleri yersiniz ve akşamı eşinle cinselliği yaşarsınız diyor.
 
BAYRAMLARDA TATİL: Her bayramda ailecek hatta arkadaşlarla bir tatil beldesine gitmek için, o yoğun trafiğe razı olup saatlerce yol alıyorsunuz. Ekonomik gücünüzü zorlayarak tatil yapıyorsunuz. Sonrasında da hem, bütçenizi zorluyorsunuz hem de, dinlenmek yerine yorgun olarak evimize dönüyor, bitap düşüyorsunuz. Bunu modern insan, lüks yaşayabilen insan kategorisine girebilmek için yapıyorsunuz.
Her bayram tatile gideceğine evinde çocukların ve eşinle vakit geçir. Hatta aile büyüklerinin bayramını kutla onların gönlünü hoş tutun ki, çocuklarınız da sizin bu davranışınızı emsel olarak görsün ve onlar da bayramlarda tatile gitmek yerine, sizin gönlünüzü hoş tutabilirsin diyor.
 
DÜĞÜNLER – SÜNNETLER: Düğün ve sünnetlerde aileler bütçelerini hayli zorlayarak, lüks eşyalara, lüks mekanlarda düğün yapmaya yönelirler. Bizden önceki akrabalar lüks yerde düğün yaptı, lüks (marka) yerlerden mobilya, gelinlik vb. eşyalar aldı, hatta lüks mahallelerde ev aldı veya kiralayıp çocuklarını onlarda yaşattı. Bizim onlardan neyimiz eksik ki diyip, doğanın gereği olan evlilik ve sünnet düğünleri, otomobil yarış pistine dönüştürdünüz.
Yeni evli çift borç ödemekten huzur ve mutlu olmaya zaman bulamadan ya ayrılıyor ya da birbirlerine hakaretler yağdırırlar.
Düğüne az kişi davet etmelisin, hatta sadece kendi kan bağın aile mensupları (kardeş ve kuzenler) ile eğlenceyi mütevazi bir mekanda, hatta sadece nikah salonunda yapmalısın diyor.
Doğum günü partileri, yılbaşı kutlamaları, sevgililer günü gibi uydurma kutlamalarla kişilerin bütçeleri daha da zorlanarak ekonomik batağa saplanarak hane halkı iflasları yaşadınız.
Bu uyduruk eğlencelerden kurtulmak için çok geçte olsa vazgeçmelisiniz diyor.
 
LÜSK ARABALAR: Bir yerden bir yere gidebilmek için ihtiyaç olan araba alırken ihtiyaç daima ikinci plana düşmekte, motor gücü daha güçlü, daha büyük, daha gösterişli hatta daha pahallı marka araba almaya meyledilmesinin ana nedeni; daha karizmatik, dostlarından daha lüks arabaya sahip olma kompleksi daha zengin, daha güçlü görünme imajı yaratabilmek içindir. Eve bir araba yetecekken eşe, çocuklara da birer araba alma eğitimi mevcut olunca, aile bütçesini hayli zorlamaktadır.
Aldığın, bindiğin araba asla senin gücün olamaz, gücünden büyük arabaya binersen, alay konusu olursun, bundan sonra o lüks arabana, ailenden başkasını bindiremezsin, bindirirsen de ondan sana veya senden onlara bir hastalık bulaştırırsın. Bu nedenlerden dolayı ekonomik gücün ve ihtiyacın olan arabayı satın al ki onun gerçek sahibi sen olabilesin diyor.
 
MESKEN VE YAZLIK EVLER: Ekonomik gücünden daha güçlü görünebilmek için normalden daha pahalı semtlerden (zengin mahallelerden) ev satın alımlar yetmiyormuş gibi, evin dekarosyonu ve eşyalarını çok pahalı markalarla donatmalar.
Kışın oturduğu evin dışında, bir de yazlık (yayla veya deniz) ev satın alırlar. Bu evlerde iş gereği görüştü aileleri ağırlarlar. Eve misafir olunca evde bir hizmetçi çalıştırma zorunluluğu hissederler.
 
Bu tip ailelerin evleri arabaları, yazdıkları gayrimenkullerinin toplam bedeli, ailenin mal varlığından, öz sermayesinden ya azdır ya da denk miktardadır. Bu hanelerin (ailelerin) ömrü, banka kredisi borç ve faizlerini ödemekle geçer.
Ailecek yaşayabilecek mütevazi bir eve sahip olman, ihtiyaç varsa bir yazlık sahibi olman yeterlidir. Çünkü bundan sonra evinde ve yazlığında aile dışında başka birilerini ağırlayamaz ve kabul edemezsin, hatta öz kardeşin ve kuzenlerini de evine davet edemeyeceksin, hatta misafirlerini restoranlarda bile ağırlayamazsın diyor.
 
ÖĞRENCİLER: Yeni nesil “Z” uşağı öğrencilerin en kötü meziyetleri maalesef derslere girmemek, devamsızlıkları, ders çalışmamaları, bunların yerine, kampüsler de muhabbet etmek, eğlence yerlerinde zaman geçirmeler, hatta okula gitmek yerine evde (internet oyunları ile) boş zaman geçirirler.
Bazı öğrenciler geçimini sağlayacak para kazanmak için, bir işte çalışması istisnadır. Lise ve üniversiteyi okuyorsan, dersleri yüz yüze şeklinde eğitimini sürdürmenin ne denli önemli olduğunu idrak edip bunun değerini iyi bilmelisin ve iyi değerlendirmelisiniz diyor.
Okul hayatı zaman doldurma (eğlence) yeri değil, geleceğe hazırlanma dönemidir. Aksi taktirde bunun değerini iyi idrak edip, kendini geleceğe hazırlayamayanlar. İş hayatında yarışamaz yenik düşersiniz, “ya tozu dumana katarsınız, ya da tozu dumanı yutarsınız” diyor.
 
İŞ HAYATI: Okullardan zorluklarla mezun olduktan sonra, o pembe dünya yaşantısından sonra, bir iş bulma umuduyla müracaat ve girişimlerde bulunursunuz. Sonuçta geçiminizi sağlayacak para kazanabileceğiniz bir işiniz olur. Daha ilk günden itibaren, iş yerine nasıl faydalı olacağını düşünmek yerine, kim benden üstün, kim benden as olarak aşağıda olduğu belirlemesi yaparsınız. Fırsat buldukça işten ve iş yerinden kaytarmayı planlarsınız. Özellikle sizin seviyenizdeki ve üst amirleriniz hakkında dedikodular yaparak onları itibarsızlaştırmaya (MOBİNG) uygulamaya çalışırsınız.
Daha çok iş yapmaya yöneleceğinize, daha fazla ücret hak edeceğinizi iddia edersiniz.
Bir iş yerinde çalışıyorsanız o iş yerine daha iyi nasıl katkı sağlayacağınıza, dair planların ve uygulamaların olmalı ki tercih edilen kişi olasınız. Belki bir gün iş yerinde yüz yüze topluca çalışacak ne bir işin, ne de bir iş yeri olabilir. Yıllar sonra iş yerlerinde insan yerine, akıllı robotlar çalıştırılmaya başlayacak diyor.
 
KÖYLÜ VE KIRSAL KESİM, ŞEHİRLER: Genelde Türkiye’de kırsal kesimden, köylerden, şehirlere fabrikalarda çalışmaya (yönelirler) giderler. Kırsal kesimin insanları, kurnazlık yerine dürüst çalışmayı meziyet kabul eder. Kırsal kesim insanlarının bu iyi niyetini zaaf olarak gören büyükşehir insanları uzunca bir süre onları kendilerince menfaatine kullanır. Aynı kırsal kesim insanı daha sonra köydeki akrabalarını da aynı kurnazlıkla kendi menfaatlerine kullanır. Ancak, kırsal kesimdeki yetişen hayvanlar, meyveler ve sebzelerin doğallığını (organik) bildiklerinden ilk fırsat da kırsala giderek onları elde etmeye çalışırlar.
Kırsal kesimin insanları cömert ve misafirperver olduklarından olsa gerek; o değerli ürünlerini ya hediye ederler, ya da yok denmeyecek paraya satarlar.
O Anadolu insanının (köylünün) bu denli iyi niyet ve cömertliğini kötüye kullananlar; şimdi ve sonraki yıllarda hastalıktan, ekonomik krizden kaçıp kurtulmak için büyük şehirlerden kırsal kesime, köylere gitmeye mecbur kalacaksınız. Onların bu cömert ve iyi niyetini, kötü niyetli menfaatinize kullanıyorsanız, bir gün onlardan da (Anadolu insanından) mahrum kalacaksınız. Aklınızı başınıza toplayın hiç olmazsa iyiliğe iyilikle karşılık verin, yaptığınız her kötülük kendinize kötülük olarak dönebilir ders çıkartıp akıllanmalısınız diyor.
 
ÜNİVERSİTELER: Her ülkenin geleceği üniversitelerde yetiştirilmekte o üniversiteli gençler, aynı zamanda kendilerini özenle yetiştiren başta Rektörler olmak üzere, tüm öğretim görevlilerinin yerlerini alacak yeni öğretim görevlileridir. 2020 yılı öğretim döneminde, üniversitelerde yüz yüze eğitim gerçekleştirilmemiş öğretim görevlileri, öğrencilerden mahrum olarak öğretimi tamamlamışlardır. Öğrenciler, arkadaşlarını özlerken, öğretim görevlileri de öğrencilerini özlemişlerdir. Üniversiteler ve öğretim görevlileri, öğrencisiz olamaz, öğrenciler için de üniversite ve öğretim görevlisiz olamaz.
Hal böyle olunca zaman zaman öğrencilerin üniversite ve öğretim görevlilerinden memnuniyetsizliği gereksiz ve yersiz iken, öğretim görevlilerinin zaman, zaman öğrencilerin aşırılığa kaçan davranış ve girişimlerine toleranslı yaklaşması ve onları kaybetmek, motivasyonlarını bozmaları yerine, onları üniversite ve ülkeye kazandırmayı ön planda (öncelikli) tutun diyor.
 
DÜNYA SÜPER GÜÇLER VE GELİŞMEMİŞ ÜLKELER: Gelişmiş süper devletler, gelişmemiş ülkelerin siyasi dizaynını, yer altı zenginliklerini (petrol kıymetli madenler vb.) yok pahasına ele geçirebilmek, o ülkeleri yönetecekleri tayin etmek, daha da yoksullaştırmak, demokrasi getirme vaadiyle yoksul ülkeleri bölüp parçalayıp yönetilmez (kaos yaratarak) hale getirmek için; vekalet savaşçılara silah ve maddi yardımlar yapmaktadır. Zaman zamanda gelişmemiş ülkeleri gelişmiş ülkelerle vekalet savaşçılarla savaştırmaktadır.
Süper güçler Dünyanın savunma sanayini yöneten (üreten) ülkeler olduğundan geliştirdikleri silahların alt versiyonu, miladı dolmuş silahları gelişmemiş ülkelere ve vekalet savaşçılarına satmakta.
Diğer taraftan sanayisini geliştiren ülkelerin, ekonomik yapılarını bozacak bir dizi ambargolar ve para birim değerlerini değersiz hale getirmeye yönelmektedirler.
Covid virüsü ve doğa diyor ki;
Süper güçler siz şuursuzca masum ülke ve vatandaşlarını birbirine düşürerek veya vekalet savaşçılarınla, onları katlettirirsen, bende senin vatandaşlarına (öldürürüm) musallat olurum, doğa da tayfun, deprem, sel baskınlarıyla gücümü yüreğinizde hissetmenizi sağlarım. Sizin benden peyder pey aldıklarını, ben bir çırpıda sizden iade alırım diyor.
Zenginliklerinizi, gelişmişliklerinizi, modernize gelişmişliklerinizi, gelişmemiş ülkelerin, gelişmesine harcamalısınız, aksi takdirde benden daha tehlikeli ve daha büyük tsunami etkisi yaratacak, gelişmemiş ülke halkını, büyük göçlerle gelişmiş ülkelere göç yaptırırım.
Onlar göç esnasında ve gelişmiş ülke sınırlarında ölebilir ve katledilebilir. Bu acıya onlar dayanabilir, (bunlar onları şehitlik mertebesine yüceltirken) ama sizin ülke ekonomisi, ülke vatandaşlarınıza düzeltilmesi imkansız yıkımlar yaşatırım diyor.
Bu bahsedilen göçler ve yıkımlar milattan önce ve milattan sonra defalarca yaşanmıştır. Yıkımı her iki taraf (gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler) için büyük olmuştur.
İnsanoğlu hiç ders almaz mı? diyor.
 
YUNUS EMRE’NİN dediği gibi; bir sinek bir kartalı vurdu yere…
Covid-19 virüsünde biz insanları;
İnsan dostuna sarılamaz oldu. Kendi elini bile, kendi yüzüne süremez oldu, metro da, otobüste, merdivenlerde tuttuğun yerlere düşman gibi bakıyorsun, severek giydiğin giysileri eve geldiğinde üzerinden çıkartıp asmak yerine çamaşır makinasına düşman gibi atıyorsun.
Bayramlarda hasret gidermek için en yakın annen, baban ve aile büyüklerinin ellerini öpüp yüzlerini öpemiyorsun, çocuklarına doyasıya sarılamıyorsun ölsen, yakın dostun ölse cenazeye gidemiyorsun ve baş sağlığına (taziyeye) gidemiyorsun.
Sonuç olarak gözle görülmeyecek kadar küçük, yarı canlı bir virüs bize hayatınızı, davranışlarınızı, düşüncelerinizi yeniden dizayn edip. Fabrika ayarlarına (resetlemek) dönün, aksi takdirde senin hayatına son vererek (öldürerek) “resetlerim” (demek istiyor) diyor.
 
DİN: Dininizi kendi kutsal kitaplarınıza göre yaşayın ve yaşatın, hurafelerle, düzmece bilgilerle yaşayıp; dininizi bozuluma uğratmayın diyor.
 
 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
yazar'ın diğer yazıları
makale kategorileri
öne çıkanlar