Skip Navigation Links

Deprem ve Kentsel Dönüşüm Aralığındaki Hatay

Ülke olarak 2020 yılına girdiğimiz günden bu yana oldukça zorlu süreçlerden geçiyoruz.

Sıtkı Alper Özdemir

Gazete Köşesi   A+a-

 Ülke olarak 2020 yılına girdiğimiz günden bu yana oldukça zorlu süreçlerden geçiyoruz. Zira gündemimizde sürekli canımızı sıkan, canımıza yakan bir dizi olay var. Sınır ötesi harekatta Şehit olan kahraman askerlerimiz, 6.8 şiddetinde Elazığ merkezli olan, Hatay’da da korku ile hissettiğimiz deprem ve neticesinde oluşan afette kaybettiğimiz vatandaşlarımız, uçak kazası, Van’da çığ düşmesi ve kurtarma ekiplerinin üzerine tekrar çığ düşmesi sonucunda rahmetli olan insanlarımız. Tüm bunlar olurken belki de en büyük tesellimiz Türk Milleti olarak yekvücut olmamız, acılarımızı paylaşmamız ve ileriye dönük hedefleri birlikte koymamızdır.
Tüm durumlar ciddiyetini korurken, bugün deprem özelinde konuya devam etmek istiyorum.
Deprem, yer kabuğu altındaki fay hatlarında biriken enerjinin faydaki kırılmalar ve hareketler neticesinde yer kabuğunda sarsıntı olması olayıdır. Yani, deprem gayet tabii bir doğa olayı, enerjinin deşarj olmasıdır. Afet ise deprem neticesinde, barındığımız, eğitim gördüğümüz, ibadet ettiğimiz, çalıştığımız yapıların, yani günlük hayatımızı idame ettirdiğimiz yapıların hasar görmesi, yıkılması ve maalesef can kaybına neden olması durumudur. Dolayısı ile afet durumları inşaat faaliyetleri ve yapı stoğumuzun mevcut durumu ile doğrudan bağlantılıdır.
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem İzleme ve Değerlendirme Merkezinin verilerine göre her gün ülkemizde yüzlerce deprem olduğunu görmekteyiz. Ayrıca 2018 yılında AFAD tarafından güncellenen “Türkiye Deprem Tehlike Haritası” şeklen de konunun ne kadar sıcak ve her daim gündemde olması gerektiğini bizlere açıkça göstermektedir. 24 Ocak’ta olan Elazığ merkezli deprem, son günlerde Van-İran Sınırında olan depremler, Manisa merkezli depremler, Marmara bölgesi ve Akdeniz açıklarında olan depremler neredeyse her gün bize tekrar kendini hatırlatmaktadır.
Her olan depremden sonra aklımıza gelen soru, yaşadığımız, çalıştığımız, günlük hayatımızı geçirdiğimiz yapılarımızın bulunduğumuz şehirde deprem olursa bu depreme karşı direnç gösterip gösteremeyeceğidir. Yani yapılarımızın ayakta kalıp kalamayacağıdır.
Olayı memleketimiz Hatay açısından değerlendirelim. Antakya ve İskenderun başta olmak üzere 15 ilçemizde de eski yerleşim alanlarımız bulunmakta. Ayrıca il genelinde baktığımızda yapı stoğumuzda 40 yıllık,50 yıllık ve hatta daha eski yapılarımız bulunmaktadır. 1999 Gölcük depremiyle gündeme gelen ve düzenlemelerle güncellenen Deprem Yönetmeliği’ndeki değişiklikler, bu tarihten önce yapılan yapılarımızın risk sınıfında olduğunu göstermektedir. Ayrıca, Doğu Anadolu fay hattının en güneyinde bulunan il olduğumuz ve Elazığ depreminden sonra yapılan tüm uzman açılamalarında, bu fay hattındaki enerjinin uç noktalara kaydığı durumunu da göz önüne aldığımızda, Hatay olarak deprem konusunu her platformda ve üst düzeyde konuşmamız gerektiğini göstermektedir. Yaşayacağımız olası bir deprem sonucunda eğer afet durumunu yaşamak istemiyorsak, yapı stoğumuzun mevcut durumunu tespitle başlayarak “Hatay Deprem Master Planı”nı ilgili tüm kurumlar olarak hazırlamalıyız. Hazırlanacak bahse konu Master Plan’da, şehirlerimizin geleceğine yön verecek olan Kentsel Dönüşüm konusu belki de en önemli başlıklardan biri olmalıdır.
Kentsel Dönüşüm, ilimizde bazı ilçelerimizde yürürlüğe girerken bazı ilçelerimizde ise henüz hiç konuşulmamış durumdadır. Yürürlükte olan ilçelerimizde de sadece, mevcut hasarlı binaların yıkılıp yerine yenisinin yapılması olarak uygulanmaktadır. Yani sadece vatandaşın girişimleri ile yenilemeler gerçekleşmektedir.
6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelik, ayrıca 5393 Belediye Kanunu’nun Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı başlıklı 73. maddesi, yerel idarelerimize yani belediyelerimize Kentsel Dönüşüm ile ilgili hak, sorumluluk ve yetkiyi açıkça vermektedir. Süreç değerlendirmesi yaptığımızda, olası bir Hatay merkezli depremin afet durumuna dönüşmemesi ve Hataylılar olarak canımızın yanmaması için, Hatay’da tüm ilçelerimizde ilgili kanun ve yönetmelikler uyarınca “Riskli Alan, Rezerv Alan ve bu alanlar dışında kalan Riskli Yapılar” süratle belirlenmelidir.
Hatta belirlenen durumlar, tüm sosyal donatılar düşünülerek şehirleşme ve imarlaşmalarımıza yansıtılmalı, yapılan imar revize planlarımıza da bu bakışla yaklaşılmalıdır. Yani Kentsel Dönüşüm sadece bina(parsel) bazında kalmamalı, ada bazında, bölge bazında, hatta şehirleşme bazında görülmelidir.
Bu durumda ihtiyacımız olan çalışma “Kentsel Dönüşüm Modellemesi” adı altında yapılmalı ve Hatay’ın, Hataylı’nın hak ettiği daha modern, daha yeşil ve daha yaşanası bir Hatay inşa edilmelidir.
Hazırlanacak olan “Kentsel Dönüşüm Modellemesi”, depreme hazırlıklı olmanın adı olan “Hatay Deprem Master Planı”nın da çözümleme yolu olacaktır.
İlerleyen yazılarımızda “Kentsel Dönüşüm ve Hatay Deprem Master Planı” konusunda tekrar bir araya gelmek üzere.
 
Saygılarımla,
 
Sıtkı Alper ÖZDEMİR
İnşaat Yüksek Mühendisi
 
İnstagram/ alper_ozdemirr
Facebook/ alper.ozdemir.564
 
 
 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
yazar'ın diğer yazıları
makale kategorileri
 HARİKA DAĞ MANZARASI İLE DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN ARAYINIZ
 
öne çıkanlar